Balıkesir Gönen keşif tv Haber GÖNEN Kırsal Haberleri Sondakika Marmara bölge HABER Portalı
İçindekiler  
  Anasayfa
  Gundem
  Başyazı
  Politika
  İş Ekonomi
  Çevre
  Egitim
  Kültür Sanat
  Sivil Toplum
  Temsilciliklerimiz
  Gönen TV
  Köylerimizden
  Gönen Videoları
  ziyaretci defteri
  Yazarlarımız
  Gönen İş Kulübü
  Gönen
  Oya TV
  Mesaj Yaz
  Mesaj Oku
  Türkiye İş Kulübü
  Sorular Cevaplar
  Keşif TV
  Arşiv1
  Reklamlar
  İş Ticaret Rehberi
  Mesaj Arşivi
Başyazı


Keşif
A. Kadir Demircan a.kadirdemircan@hotmail.com 05366062730 
Gönen Notlarım
 A. Kadir Demircan a.kadirdemircan@hotmail.com 05366062730 Demircan’la Gönen Sohbetleri 
A Server Kıyıboyu Sordu. Demircan Cevapladı 
Gönen’de Yeni Bir Dönem Başlıyor 
A Server Kıyıboyu:
 Efendim Gönen Notlarım başlığı ile neyi anlatmak istiyorsunuz ? 
A.Kadir Demircan: 
Gönen Notlarım köşe başlığı ile Gönen’de gördüklerimi, gezdiklerimi, duyduklarımı, yaşadıklarımı anlatacağım. Güzel bir şehirde yaşamak herkesin hakkı. Güzel yaşamak için; güzel düşünmek, güzel konuşmak, güzel insan olmak ve çok çalışmak, memleketimize ve insanımıza faydalı bir insan olmak lazımdır. İşte bütün bunlar için Gönen’den elde ettiğim notlarımı, izlenimlerimi, düşüncelerimi halkımla paylaşayım dedim. Malum yazar demek çile adamı demektir. Düşünürse vardır, var sa düşünür. Hep toplumun iyiliğini, hayrını ister. Şayet düşünüyorsa ve de varsa, bazı kişilerin hedef tahtasında olur. İnşallah, güzel ilçemiz Gönen’de yaşıyorsak, hayır için, iyilik için, dilimizin döndüğünce bir şeyler yapmaya kararlıyız. 
A Server Kıyıboyu: 
Sizce Gönen nasıl bir yer ve şehir. Anlatırmısınız kısaca.? 
A.Kadir Demircan: 
Ben Gönen’i çok sevdim. 2001 yılında Ankara gibi bir metropolden, Başbakanlıktaki basın danışmanlığı görevimden sıyrıldım, Gönen’e yerleştim. Sekiz yıldır Gönen’de yaşıyorum ve inanın Gönen’e doyamadım. Gönen’in her şeyi güzel, Allah öyle güzel bir memleket vermiş ki bize, nasıl anlatsam bilemiyorum. Güneşi, suyu, kaplıcası, çeltiği, dağları, ovaları, meraları, ormanları, şifalı bitkileri, muhteşem bir çevre güzelliği, piknik ve mesire alanları ve daha neler neler. Boşuna dememişler şifa diyarı diye. Ama aynı güzellikleri insanları için söyleyemiyorum. Küçük şehirde, küçük insanlar küçük işlerle uğraşıyorlar diyebiliyorum. Keşke insanları da doğası, havası, suyu gibi aynı standartta olabilseydi. Büyük ve güzel düşünebilseydi. Hoş olmayan birçok olay olmasaydı. Toplum olarak bize de büyük görevler düşüyor tabiî ki. İnşallah şehrimiz insan ahlakı ve misafirperverliği ile de güzel olacak. Şuurlu, bilinçli bir halk anlayışı başlatmalıyız. Herkes Gönen için, içinde yaşadığı toplum için çalışmak zorunda olmalı. Tek kendisi için mücadele edenler, bu toplumu bu şekilde geri götürürler, zarar verirler.. 
A Server Kıyıboyu: 
Bundan sonraki notlarınız, yazılarınız, üslubunuz nasıl olacak? 
A.Kadir Demircan: 
Bundan sonra, inşallah düzenli olarak yazılarımı yazacağım. Gördüğüm, duyduğum, bildiğim her şeyi açık seçik, eğmeden, bükmeden, kim ne der demeden, objektif, tarafsız ve bilimsel olarak, özgür irade ve düşüncelerimle buradan dile getireceğim. Bu güne kadar özgürdüm, her şeyi yazıp çiziyor, faaliyetlerde bulunuyordum. Bundan sonra daha özgür olacağım. Çünkü memuriyetten emekli oldum, hatta emekli olmayı unutmuşum da üzerinden 8 ay bile geçmiş, fark eder etmez gereğini yaptım. Biliyorsun önceden Gönen’de bazı hükümdarlar vardı, alçak dağları - haşa ben yarattım edasındaydılar. İkide bir beni güzel hizmetlerimden dolayı gidip valiye ve diğer amirlere şikâyet ederlerdi. Şimdi onlar yok oldu gitti, Saddamların ve diğer diktatörlerin gittikleri gibi, belasını buldular. Ama biz hala varız ve hizmetlerimize devam ediyoruz elhamdülillah. Üslubumuz, belli bizim. Kimseyi kırmadan, incitmeden, hakaret etmeden, tecahül arif sanatını kullanarak, zülfiyallerine dokunarak, ikaz, tavsiye, yapıcı muhalefet ve öneri görevlerimizi yerine getireceğiz. Kalemimizi hiç bir zaman için satmadık, eğmedik ve bükmedik. Allah doğrularla beraberdir, Merhum Muhsin Yazıcıoğlunun dediği gibi düz duracağız, dik duracağız ve hep kazanan olacağız. Bize sahte taht ve makamlar değil, gönül makamları lazım. Benim her zaman söylediğim bir sözüm vardır. Attan düş, eşekten düş, minareden düş, koltuktan düş, makamlardan düş ama asla gönüllerden düşme. Gönül tahtı başka bir şeydir. Gönüllerden düştün mü, bu dünyada da öbür dünyada da işin harap demektir. Allah muhafaza. Muhsin Yazıcıoğlunu gördük hepimiz, Yüz bin kişi katıldı cenazesine. Ülkede hangi koltuk sahibi, başbakan, cumhurbaşkanı bu kadar insanı gönül tahtında toplayabilmiş. Bundan dersler çıkarmalıyız. Selam ve dua ile. Diğer yazılarımda görüşmek ümidiyle. Okuduğunuz için teşekkürler. Sürçü lisan eyledi isek affediniz, cehaletimize sayınız.
 
Sibel Keçici Sordu Demircan Cevapladı
 
Filistinli Kardeşlerimize Yapılan Zulüm 
S. Keçici: 
     Son günlerde İsrail’in Filistinli Müslüman kardeşlerimize yapmış olduğu insanlık dışı zulüm ve katliamları nasıl değerlendiriyorsunuz. Biz yeterince onlara karşı görevlerimizi yerine getirebiliyormuyuz. 
A.K Demircan: 
       Bizim dinimiz haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir demektedir. Yahudiler yeryüzünün lanetlenmiş tek kavmidir. Kuranı Kerimin birçok ayetinde Yahudilerin azgınlıklarından, peygamberlerine itaat etmediklerinden, söz dinlemediklerinden, yeryüzünde fitne, fesat ve bozgunculuk çıkarmada önder olduklarından bahseder. Yine Yahudiler tahrif edilmiş – değiştirilmiş Tevrat ayetlerinden yola çıkarak, zaul meat- diğer bir adıyla vaat edilmiş toprakları geri almak için hazırlamış oldukları plan çerçevesinde hareket etmektedirler. Kuranı kerimde Yahudilerin bazı özellikleri şu şekildedir: Allahın emirlerine uymazlar, (Bakara 83-85), Allahın ayetlerini tanımazlar (Bakara 61), İkiyüzlüdürler (Bakara 76), Ahiretten umut kesmişlerdir ( Müntehine 13) Bozguncudurlar ( Bakara 59-60, Maide 64), Zalimdirler ( Bakara 61), Müminleri aldatmaya çalışırlar ( Ali-imran 73) Birbirlerine düşüp kan akıtırlar ( Maide 43), Azgındırlar ( Maide 32), İslama ve Müslümanlara kin ve hınç beslerler ( Nisa 45), Faizle insanları sömürürler ( Nisa 161), Müminlerden çok korkarlar ( Ali İmran 111), Müminler arasında casusluk yapmaya çalışırlar ( Maide 41), Müminlere tuzak kurarlar ve müminlerin en şiddetli düşmanıdırlar ( Aliimran 54), Bozgunculuk için çaba harcarlar ( Maide 64) , Cennetin yalnızca kendileri için olduğunu söylerler ( Bakara 94), Nankördürler ( Bakara 61) . Yahudilerle ilgili bu tanımlamaların sayısı çok daha fazladır ve Kuran-ı Kerimde çok açık seçik olarak izah edilmektedir. Yine bir ayeti kerimede aynen şu ifade geçmektedir “ Kitapta İsrail oğullarına şu hükmü verdik: Muhakkak siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve oldukça kibirli bir yükselişle muhakkak kibirlenip yükseleceksiniz. İsra 4” denilmektedir. Öncelikle Yahudilerle ilgili Kuran-i gerçekleri bilmeliyiz ki ona göre yorum çıkarabilelim Yahudilerin lanetli, zalim ve münafık bir kavim olduğunu 1988 de Adnan Oktar Hocamın “ Harun Yahya” müstear ismiyle yazmış olduğu “ Yahudilik ve Masonluk” isimli kitaptan öğrenmiştim. Adnan Oktar hoca, Yahudilerin tuzaklarını, oyunlarını, hilelerini delilleriyle birer birer anlatıyor, açıklıyor, Müslüman kamuoyunu bilgilendiriyordu. Yakılmış, başı kesilmiş insanları, öldürülmüş bebeklerin fotoğraflarını ilk kez o kitapta görmüş ve dehşete kapılmıştım. Masonların ve onların alt kolları olan roteryanlar ve lions kulüplerinin kökü dışarıda münafık ve yahudi uşağı olduklarını o kitap sayesinde öğrenmiş, masonlardan nefret etmiş ve onları hep hain olarak görmüştüm. Bütün bunlardan sonra Adnan Oktar hocaya yapmadıkları düşmanlık, kurmadıkları tezgâh kalmadı. İçimizdeki zavallı Müslümanlar da maalesef hep yahudi ve yahudi güdümlü basın yayın organlarından elde ettikleri bilgilerle, okudukları maksatlı haberlerle Adnan Oktar hocayı kötü bildiler. Maalesef biz bu güne kadar hep yahudilerin oyununa geldik, onlar bizi güttüler, yönettiler, yönlendirdiler, bize mallarını sattılar zengin oldular. Savaş uçaklarımızı İsrail’den aldık, onları ekomik olarak güçlendirdik. O ekonomiyle yaptıkları silahları Filistinli Müslümanların üzerlerine bomba olarak yağdırdılar. İşte son olarak ortaya çıkarılan Ergenekon terör örgütünü de kuranlar yahudiler. İçimizdeki adı Ahmet, İbrahim, Mustafa olan Ergenekon terör örgütü üyelerinin de her biri birer mason, roteryen, İslam ve Müslüman düşmanı veya onların işbirlikçileri. İçlerinde alnı secdeye giden bir tek kişi gösteremezsiniz bana. Hani Müslümanlar kardeşti, hani Müslümanlar bir vücudun azaları gibiydi. Birinin başına gelen zerre kadar bir acı bütün Müslümanları yakar, huzursuz ederdi. Hani Müslüman kötülüklere, zulme ve zalimlere karşı dilsiz şeydan durumunda olmazdı. Hani Müslümanlar bir kötülüğü “Eliyle, diliyle bertaraf ederdi veya kalbiyle buğuz ederdi. Biz bu Müslüman tipinin neresindeyiz. Ben orada ölen Filistinli Müslüman kardeşlerimize inanın acımıyorum, üzülmüyorum. Ben kötü imtihan verdiğimiz, bu imtihandan kötü not aldığımız, hiç bir şey yapamadığımız ve hesap gününde nasıl bir savunma yaparız, ne deriz diye düşünerek kendimize acıyorum, üzülüyorum, kahroluyorum. Onlar vatanlarının uğrunda ve Allah yolunda şehit olup gittiler, kurtuluşa erdiler. Ya biz, ne yaptık, ne olduk ve ne olacağız. Hani bu dünyaya imtihan için gelmiştik. İmtihandan geçtik mi kaldık mı? İslami Direniş Harekâtı olan Hamas ile ihtilaflı oldukları için İsrail’in zulümlerine ses çıkarmayan, zımnen İsraile destek veren, Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün kıralları ve yönetimlerine ne dersin. Allah onları ve bizi ıslah etsin, bizlere diriliş, silkiniş ve kendimize gelmek nasip etsin. Ben büyük bir imtihan sürecinden geçtiğimizi düşünüyorum. Allah kullarını çeşitli fitne ateşleriyle imtihan ediyor, deniyor. Benim bu konudaki tavsiyem şudur: Öncelikle bilgili, şuurlu ve sorumlu bir Müslüman olabilmeye çalışmak. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak ve bilgimizle, ilmimizle amel etmek. Müminler kardeştir, Müminler birbirlerinin yardımcılarıdır, destekçileridir, münafıklara ve zalimlere karşı teyakkuz halinde olurlar ilahi buyrukları doğrultusunda amel etmektir. Gerisi kendiliğinden olur. Allah hepimize hidayet nasip etsin, bizleri zalimlerin zulmünden ve içimizdeki münafıkların şerrinden emin eylesin. 
Ergenekon Operasyonları ve Yerli Münafıklar 
S. Keçici: 
   Kadir bey, bir yıldır ülkemizin gündemini meşgul eden Ergenekon Terör Örgütü operasyonları ile bu örgütün durumu hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilirmiyim? 
A.K Demircan: 
      Öncelikle baştan şunu iyi tespit etmemiz lazımdır. Ergenekon Terör örgütü denilen şey bir yahudi oyunudur, kuruluşudur. Yahudilerin ve onlara uşaklık eden masonlar tarafından kurulan ve yönetilen bir ahtapottur, çetedir, derin devlettir, galadyodur, faili meçhul cinayetler yumağıdır Ergenekon. Ergenekon Türkiye’de Yahudinin kurduğu bir teşkilattır, projedir. Yahudiler ve İsrail terör devleti aleyhine olan her türlü teşekkürleri ve hükümetleri bu organizasyon ile bertaraf etmek için kurulmuştur, desteklenmektedir. . Açıkça görüyorsunuz işte, yakalananların hiç birinin yüzünde meymenet var mı, nur varmı, yüzlerinde secde izleri varmı. Ben hep dikkat ederim. Kuranı kerimde bir ayet vardır, onların yani Müslümanların yüzlerinde secde ve merhamet izleri vardır buyrulmaktadır. Dikkatlice baktım hiç birinin yüzünde zerre kadar nur, secde izi, merhamet göstergesi göremedim. Merhamet ve secde izi olsa, o kadar insanları faili meçhul olarak acımadan nasıl katledebilirler, katledilmesine sessiz kalabilirler, böyle bir katil örgütün içerisinde nasıl barınabilirler, vicdanları buna nasıl müsaade edebilir. Yahudinin tuzağı bozuluyor, çıkarcı, menfaatçi, bozguncu çeteler ile işbirlikçi münafıkların kurduğu bir yapı dağıtılıyor. Ergenekon sanıkları ve onların avukatlığını yapanların İmam Hatip Mezunlarına bütün kapıları kapatma girişimlerini ve İmam Hatiplilerin önemli yerlere gelmelerinden korkmalarını şimdi çok daha iyi anlayabiliyorum şükürler olsun. Çünkü içlerinde bir tek İmam Hatip kökenli birisi çıkmadı. Ve operasyonları yürüten cesur, delikanlı, yiğit, vatanperver savcıların arkalarında İmam Hatit Mezunu bir Başbakan ile İmam Hatip Mezunu bir Adalet Bakanı var. İşte onlar İmam Hatip Kökenlileri içlerine alamayacaklarından, kandıramayacaklarından, İmam Hatiplilerin bir gün başlarına bela olacağından korkuyorlarmış, bunları önceden seziyorlarmış. Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir sözünü biz düstur edinmişiz. Ülkemizde her kesimden ne değerli insanlar, yiğitler bu şerefsiz, vicdansız, imansız, ahlaksız çetenin kurbanı oldular, birer birer toprak olup gittiler. Nice fitne ateşleri yaktılar, bozgunculuk çıkardılar, ocakları söndürdüler, çocukları öksüz ve yetim, kadınları dul bıraktılar. Yahudi, içimizde kendine hizmet edecek uşaklarını bularak Ergenekonu kurmuş, PKK yı kurmuş, diğer uyduruk terör örgütlerini de kurdurmuştur... Şunlara bakın PKK yı da yönetiyorlar, el ele kol kola. Yıllarca dillendirilen, varlığı ve faaliyetleri bilinen ve bir türlü üzerine gidilemeyen Ergenekon terör örgütünün şimdi niçin zamanında üzerine gidilemediğini daha iyi anlıyorum. Örgütün içinde, bizzat bu ülkenin güvenliği ve adaletinden sorumlu, bu ülkenin hazinesinden maaş alan kişiler bulunursa, nasıl üzerine gidilebilir ki. Elhamdülillah. Cesur ve vatansever savcılar ve İmam Hatip mezunu Başbakan ve Bakanlar olunca demek ki yahudilerin ve terör örgütlerinin işleri bozuluyor, planları tepe taklak oluyormuş. Ey halkım sana minnettarım, iyi ki İmam Hatip Mezunu, alnında secde izi olan birini ve birilerini destekleyerek tek başına iktidara getirdin, yetmedi, yetişemedi yeniden getirdin ki işte meyvelerini toplamaya başladın. Desteklediğin, başına getirdiğin kişi ve kişilere dualarda bulun, yoldan şaşmasınlar, gaflet ve delalete düşmesinler, yahudilerin ve İslam düşmanlarının kurdukları tuzaklara yakalanmasınlar. Ergenekon terör örgütünün kökünüm kazınmasında gevşeklik göstermesinler. Başları dik, alınları açık olarak kalsınlar, çetecilerin, bozguncuların, teröristlerin ve vatan hainlerinin de her daim korkulu rüyası olmaya devam etsinler. Aydınlık ve yahudi tuzaklarından arındırılmış, güçlendirilmiş, bilinçlendirilmiş bir Türkiye ve yarınlar için hepimiz elimizden geleni yerine getirelim ve dua edelim.

Demircan’la Düşünce Sohbetleri
 KeşifA. Kadir Demircan a.kadirdemircan@hotmail.com  05366062730Demircan Cevapladı
Demircan’laDüşünce Sohbetleri
Sibel Keçici Sordu
Makamlar, tahtlar ve koltuk sevdalıları
S. Keçici:
Efendim; insanların makam ve mevki kapma yarışında kıyasıya mücadele yapmalarını nasıl değerlendirirsiniz. Günümüzün insan karakterleri üzerinde görüşleriniz nelerdir.
A.K.Demircan: 
           Bu soru ve konu çok güzel seçilmiş bir konu. Özellikle eğitim ve insan amaçlı bir konu ve soru seçimi için tebrik ederim.
         Bir türkü var çok meşhur, “ Eğri olsam yay gibi elde tutarlar beni, doğru olsam ok gibi tefe koyarlar beni “ diye. Bu türküyü çok tutarım ve hep söylerim. Sanki benim için yazılmış ve söylenmiş. Mükemmel bir türkü. Hayatım boyunca hep ok gibi olmak ve tefe koyulmak istedim. Ok gibi olanlar, tefe koymazlar insanı, ya kimler koyarlar, yay gibi olanlar, yani eğri, büğrü, yamuk ve yanlış olanlar tefe koyarlar.
          Hayatımda tecrübe edinmişimdir, doğru adamlarla hiçbir problemim ve sıkıntım olmamıştır. Hep yamuklarla, yanlışlarla, yay gibi eğri olanlarla sıkıntım olmuştur.
           Ben çok açık sözlüyüm. Fikrimle zikrim, suretimle siretim birdir. Müslüman olmanın gereği budur. Hiçbir ince hesap yapmam, çıkar ve menfaat takibim asla söz konusu olmaz. Hiçbir makam mevki beklentimde yoktur.  Bu güne kadar belediye başkanlığı dahil onlarca idarecilik, yöneticilik ve çeşitli üst düzey görevler teklif edilmesine rağmen hiç birini kabul etmeme başarısını göstermiş birisi olarak söylüyorum. Ben sadece özgür, müstakil, bağımsız, bağlantısız, serbest hareket, fikir ve düşünce insanı olmayı tercih etmişim. Böyle daha mutluyum. Çıkar çevrelerinden fikirlerime fazla itibar eden olmasa da, benden hoşlanmasalar da ben görüşlerimi açıklamaya devam ediyorum. Bana baskı yapamıyorlar, çünkü yapanları yedi düvele şikâyet ve ilan ediyorum, böylece rezil kepaze oluyorlar ve belli zaman sonra bulundukları mevkilerden inişe geçmeye başlıyorlar.
           Yani kendi güçleriyle değil de, başkalarının getirmesiyle zirveye gelenler, belli zaman sonra kendilerini Saddam gibi görmeye başlıyorlar, alçak dağları ben yarattım demeye başlıyorlar. Tabiî ki sağa sola talimat vermeye, hizaya getirmeye, herkese kendini dinletmeye çalışıyorlar. Sonra bir bakıyorsun tepetaklak gitmişler, selam verecek sinek bile bulamıyorlar etrafında.
       Ben her zaman şunu söylerim, koltuktan, attan, eşekten, minareden, daldan düş amaaa, asla gönülerden düşme.
       Gönüllerden düşmek, koltuktan düşmeye benzemez. Ben diyorum ki benim makamım, saltanatım, övüncüm, kıvancım, gönüller fethetmek, gönüller kazanmak, gönüller tahtında kalmak. Hep iyilik yapmak ve yine hep iyilik yapmak. Doğruyu söylemek, doğrularla beraber olmak, eğilmemek, bükülmemek, kıvırmamak.
      Şimdilik Gönen’de yaşadığım için, Gönen’den örnek vereyim.  Zamanında, Gönen’de, alçak dağları ben yarattım diyenler, eğer Gönen’e iyilik yapılacaksa biz yaparız, kötülük yapılacak sa da onu da biz yaparız diyen kimseler vardı. Astıkları astık, kestikleri kestik, sürdükleri sürdüktü. İnsanları dudaklarının ucuyla alıyorlar, sürüyorlar, atıyorlar, iş veriyorlar, işten kovuyorlar, fırçalıyorlar, tehdit ediyorlar, çok kolayca insanların iş, ekmek ve onurlarıyla oynayabilen güya makam ve güç sahibi insan müsveddeleri ve yandaşları görüldü.
       Allah onları tepetaklak ediverdi, koltuklarından da, gönüllerden de düşürüverdi. İşte Allah’u teala öyle güç ve kudret sahibi ki, onların cezalarını daha dünyada iken, sıcağı sıcağına veriverdi.  Tabiî ki, hesap gününde ise yakasına yapışacaklar sıraya geçecekler.
      Allah hepimize, dünyada iken, makam, mevki, güç, kudret ve imkân sahibiyken, herkese iyilik yapmayı, güzel ameller işlemeyi nasip etsin.
             Kendi beceri, başarı ve emekleriyle değil de birileri tarafından bir makama getirilenler yine birileri tarafından zamanı gelince indirilir ve kâğıt mendir gibi atılırlar. Herkes hak ettiği yere gelmeli, getirilmeli. Hak etmediği ve layık olmadığı yere ve göreve gelmek için gayret etmemeli.
            Ünlü düşünür Licon’un bir sözü vardır; “ Bir adamı denemek istiyorsanız onu bir makama getirin” der. Bir insan gerçek karakterini, alttayken değil zirvedeyken belli eder.
            Bir işi de layık ve ehli olmayana vermek, halka zulüm demektir. Dolayısıyla hepimiz, kendimizden ve birbirimizden sorumluyuz. Göreve getirdiklerimizden, yetki ve rıza verdiklerimizden hesaba çekileceğiz ve hesap vereceğiz.
           Bir toplum, layık olduğu şekilde yönetilir. Hepimiz, duyarlı, ilgili, bilgili ve sorumlu olmalıyız. Ferdiyetçi değil cemiyetçi olmalıyız. Kendi şahsi çıkarlarımız için değil, toplum çıkarları için gayret göstermeliyiz. Birbirimizin hakkına ve hukukuna azami riayet etmeliyiz ki, cemiyetimiz güçlensin.
         Ben diyorum ki; koltuklarında değil, gönüllerde taht kuracak insanları bulmalıyız, olmalıyız, desteklemeliyiz. Ben olacağım diye ortaya atılanları, insanları kandırmaya çalışanları, makam ve mevkileri ele geçirmek için her yola başvuranları değil, o işi en iyi şekilde yapacak, ehil ve layık olanları aramalıyız, bulmalıyız ve desteklemeliyiz. Her şey için ve her yerde bunu yapmalıyız.
        Eğilmeden, bükülmeden, korkmadan, kaçmadan kalabilir ve dik durabilirsek, doğruları söyleyebilirsek, karşılıksız ve gönüllü olarak bir şeyler yapmayı becerebilirsek, birbirimizi sevebilirsek biliniz ki, bu günümüz ve yarınlarımız daha aydınlık ve huzurlu olacaktır.
KeşifA. Kadir Demircan a.kadirdemircan@hotmail.com  05366062730
Gönen’e Çimento Fabrikası mı Lazım?
S. Keçici:
Son günlerde Şifa diyarı olarak ünlenen Gönen’e çimento fabrikası girişimleri oldu. İsteyenler, istemeyenler, bir tartışmadır gidiyor. Konuyu nasıl değerlendirmeliyiz, bu konudaki görüşleriniz nedir? 
A.K.Demircan: 
        Allah’dan başka hiçbir güç ve kuvvet de tanımıyorum, korkmuyorum ve düşüncelerimi de eğmeden, bükmeden, kıvırmadan açıkça ifade edebiliyorum. İfade özgürlüğünün olduğu bir vatanda yaşıyoruz ne de olsa. Birisi arayıp, niye böyle düşünüyorsun ve düşünceni açıklıyorsun diye tepki gösterecek, tehdit edecek ve aba altından sopa gösterecek değil ya . Onun için ben açıkça diyorum ki “ alın çimento fabrikasını başınıza çalın” .
 
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlardan nefret ederim. Gönen’e çimento fabrikası olacak denildikten, Babayaka daki toplantı ile Ziraat Odasında sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği toplantılara katılmama ve çeşitli duyumlara ulaşmama rağmen bu konuda yazmaktan ve haber yapmaktan hep tereddüt ve  imtina etmiştim. Taki  Gülez sinema salonunda İzmir’den gelen iki profesör ve bir uzmanın sinevizyon eşliğinde, Türkiye’den ve dünya genelinden elde ettikleri belgeleri ve bilimsel gerçekleri çok çarpıcı  ve ciddi bir uslupla açıklamalarına kadar durabildim. 2.5 saat süren konferans ta bilgilendim, duydum, gördüm, anladım, etkilendim ve konferans sonunda  eve gelene kadar düşünmeye başladım.
        Ya Gönen’i, içinde yaşadığım bu güzel şehri terk etmeliyim, başka bir il, ilçe, mekan aramalıyım, ya da sonuna kadar bu geliyorum diyen belanın def’i için elimden gelen her çabayı göstermeliyim. Bunu adeta bir vatan savunması  gibi görmeye başladım ve bu sıcak duygularla, konferansın hemen sonrasında bu yazımı kaleme aldım.
       Farikayı kurmak isteyen aracı kişiler, işletme sahipleri resmen bizi kandırıyorlar. Allayıp, pullayıp, süsleyip yerleşecekler sonra onların cebi para dolacak, pasası da bize kalacak. İki buçuk saat süren konferansı buraya nasıl aktarayım, anons oldu, her yere duyuruldu gelip dinleseydiniz diyorum.
         Konferanstan çıkardığım sonuç şu ki; topraklarını iyi paraya sattık diye sevinen köylüler ve bunlar alınıp satılırken ne oluyor, nedir bu diyemeyen köy muhtarları  gidip  mermerin  en kalitelisinden  aile mezarlıkları siparişi versinler. Gönen’de Çimento fabrikası kurmadan önce mevcut devlet hastanesi ve acil servisinin  kapasitesini 4-5  katına çıkarsınlar, sigorta kurumu ilaç ödeneklerini 7-8 katına çıkarsın, insanlar uzun vadeli dünyalık işler tutmasınlar, hayaller kurmasınlar, çocuklar ve yaşlıların korumaları ve bakımları 3-4 kat arttırılsın. Bütün tarım ürünleri etkileneceği için, Gönen patentli her ürünün tercih sıralaması gerilere doğru değişsin, alım ve satışlar azalsın, fabrikalardan işçiler çıkarılsın, işsizlik oranı hızla yukarılara tırmansın, kaplıcalara gelen turist sayısında yıllara göre oranlar gerilesin….daha neler neler.
        Fabrika sahipleri yeşillikler içinde süslü fabrika fotoğrafları ve yaldızlı yalanlarla beni artık asla  kandıramayacaklar. Gönen’in ne 6 kilometre yakını olan Babayaka köyüne,  ne de 36 kilometre en uzak yerine çimento fabrikasına  hayır, bin kere, yüzbin kere hayır. 300 kişiye iş verilecekmiş, istihtam mış, böyle istihtama yüzbinkere hayır.
 Fabrika olsun diyen yerli arkadaşlar, işin kolaycılığına kaçıyorlar. Yahu Gönen birinci sınıf tarım alanı. Marmara ve Ege iklim kuşağında kalan, her türlü meyve, sebze ve polikültür tarım ürünü yetişebilen çok önemli bir bölge.
 
 Bir dekar salatalık serasından 10.000 YTL, bir dekar meyve bahçesinden 3 ila 6.000 YTL net gelir elde ediliyor. Çimento fabrikası kurulsun diye harcıyacağınız emek ve beyin gücünü, meyve, sebze ve tarım ürünü, üretim projeleri hazırlamak ve uygulamak için hazırlasanız daha iyi olmaz mı.
 Ne kadar tehlikeli bir oyun oynanıyor. Kaplıca turizmi tehlikede, tarım alanları tehlikede, insan ve çevre sağlığı zaten çeltikte kullanılan ilaçlar yüzünden tehlikede iken, tombaladan bir de çimento çıkıyor.
 Bursa Onkoloji hastanesi çevrelerinden elde edilen bilgilere göre son yıllarda Gönen’de kanserli hasta sayısında hissedilir oranlarda yükselme görülmeye başlamış. Son 3 yıl içinde, sadece benim çok yakınım olan 4 kişi kanserden öldü. Birisi öz amcam, birisi kardeşimin hanımı, birisi arkadaşım diğeri de çok sevdiğim 50 yaşlarında bir aide dostumuz.
         Çimento fabrikasının kurulması için koşturan Gönenli vatandaşlardan, herhalde yakınlarında kanserden ölen sevdikleri kişiler yok. Olsaydı o zaman göreceklerdi, anlayacaklardı. Ama canları yanmayanlar, görmeyenler, anlayamıyor, sadece istiyor ve istemeyenlere, karşı çıkanlara saldırıyor, sindirmeye, aba altından sopa göstermeye, tehdit etmeye çalışıyorlar.
           Biz kobay değiliz, zaten iyi bir şey olsa gelip buralara kurmak isterlermi hiç. Karacabey liler, Bandırmalılar niye istemediler. Bilgi sahibi oldular,  ondan sonra fikir sahibi olup karşı koydular ve başardılar. Şimdi  sıra Gönen’de. İnşallah Gönen halkı  tek yumruk olacak, bu zararlı girişimleri  bertaraf edecek. Yeşil Gönen, Şifa Diyarı Gönen, Kaplıcalar diyarı Gönen. Adamların memleketi değil tabiiki burası. Diyar miyar dinlemezler. Onların dinleyecekleri  tek  duygu cepleri yani napolyon… Senin memleketine sen acımayıp, sahip çıkmadıktan sonra, onlar mı acıyacak..
             Gönen’e yazık etmeyelim ve yazık olmayalım. Hep birlikte, çok duyarlı ve güçlü bir şekilde bu tür girişimleri daha yeşermeden, başından bertaraf edelim. Sonra iş işten geçmiş olabilir.
      Bu sivil toplum hareketine öncülük ve  rehberlik eden başta Ünsal Acar, Ayla Umay, Tuncay Görgün, Nurtan Şenyıldız, Sezai Çiçek, İsmail Çakır, Tuncay Salı,  İsmet Yavaş ve diğer duyarlı arkadaşları kutluyorum, tebrik ediyorum. Bu güne kadar sesi soluğu çıkmayan sözde sivil toplum kuruluşları ile etkili ve yetkili olabilecek  kişi ve kurumları bu konularda daha duyarlı ve aksiyoner olmaya davet ediyorum.
       Temiz bir Gönen, Yeşil bir Gönen, Şifa diyarı bir Gönen, Tarım ve Hayvancılık sektörüne dayalı bir Gönen için hep birlikte el ele olmaya davet ediyorum.
           Rabbim bizi kötülerin şerrinden korusun, birlik, beraberlik, güç ve kuvvet versin..
KeşifA. Kadir Demircan a.kadirdemircan@hotmail.com  05366062730
İyiliklere Takoz Olanlar
S. Keçici:
       Günümüzde birçok insan, iş ve hizmet sunmaktan, bir çivi çakmaktan çok, laf üretmek, yapılan iş ve hizmetlere çomak sokmak ve takoz olmakla meşgul oluyor. İnsanların bazıları neden anlamıyor, görmüyor, duymuyor ve iyi şeyler yapmak için çaba harcamıyorlar.
A.K.Demircan: 
 Sevgili dostlarım, yakın zaman içinde bir kitap yazmaya başlıyorum. Kitap roman türünde, araştırma, inceleme, yorum  bir edebi eser olacak. Son 8 yılın anatomisi ve değerlendirmesi tarzında bir yazı kaleme almaya hazırlanıyorum. Herkes heyecanla, merakla, ilgiyle okuyacak. Bir toplumda iyi insanlar, vakıf şahsiyetler vardır, mücadele ve dava insanları vardır. Yiğit ölür şan kalır, at ölür meydan kalır deyişinde olduğu gibi. Bir şair de ' İyi insanlar iyi atlara binip gittiler' demiştir. Bazı insanlar vardır  halkı küçük ve hor görürler, tepeden bakarlar.  Haşa- alçak dağları ben yarattım edasına bürünerek topluma çeşitli şekil ve şiddetlerde kötülükleri dokunur. Bunların güne ve zamana göre yar ve yardakçıları da bulunur. Bunlar sayesinde toplum gelişemez, güçlenemez, sıçrama yapamaz. Hak ettiği  yeri ve değerleri elde edemez. Yani topluma, teknolojiye, gelişmeye, huzur ve refaha takoz olurlar. Toplumun, insanların enerjilerini boşa harcamasına sebep olurlar. Aslında Allah'ın, meleklerin, insanların ve lanet edebilenlerin lanetleri bunların üzerinedir. Ancak imtihan sırrı gereği, Allah bu kötüleri birden cezalandırmaz. İnsanlar tepki koymadıkları için de,  tepkisizliğin cezası olarak  bu kişileri geçici zamanlarda insanlara musallat eder.  İşte biz bu romanda,  günümüzde, ülkemizde ve küçük bir şehirde  yaşananları topluma ışık tutması ve toplumun karanlık kişileri tanımasını, görmesini sağlamak  ve bu ahtapotlardan sıyrılma refleksini gösterebilmesini temin amacıyla yazacağız inşallah. Kendilerini toplumun karanlık kişileri görenler, bu romanda kendilerinden bahsedileceğini düşünenler biraz uykusuz kalsınlar. Çünkü onlar  bu güne kadar hep insanları uykusuz bıraktılar,  iki yüzlülükleriyle, entrikalarıyla, mal ve koltuk hırslarıyla, alçak dağları ben yarattım  tavırlarıyla insanlara ızdıraplar verdiler, toplumun ve şehrin gelişmesine, modernleşmesine, huzur ve refahına çeşitli şekil ve içeriklerde dinamit koydular, takoz oldular.  Onlar aslında korkaktırlar, biz korkmayız, kaçmayız. Bizim koruyucumuz ve kolalayıcımız C.C Allah'ü tealadır. Allah'ın izni, bilgisi ve dilemesi olmadıkça kimse kimseye iyilik edici veya kötülük edici değildir. Evet,  bu ülkede ve şehirde çok kişiler, çok şeylere engel oldular, yanlış ve kötü işler yaptılar. Toplumun heyecanını aktivesini kırdılar. Zaman zaman korundular, kollandılar, alkışlandılar, ödüllendirildiler  bile. Hiç kimse korkmasın, biz insan haklarına ve hukuka saygılıyız. Kimseye kötülük etmeyiz, teşhir etmeyiz. Tecahül arif sanatıyla, kimseyi incitmeden ve deşifre etmeyen bir roman yazacağız. Romanı ve romandaki olayları ve kahramanlarını okuyanlar, yaşayanlar anlayabilecekler. Çünkü biz Müslümanız, bizim inancımıza göre, Müslüman Müslüman'ın kusurlarına karşı gece gibidir. İyiliklerine karşı da gündüz gibidir. Ancak birde Müslüman etrafında gördüğü bir kötülüğü eliyle, diliyle bunu da yapamaz ise kalbiyle buğuz ederek önlemek, engellemek, bertaraf etmek zorundadır. Bu imanın gereğidir. İşte biz bunu yapıyoruz. Dilimizle, yazımızla önlemeye çalışıyoruz. Hainler, zalimler, diktatörler, hırsızlar, huysuzlar, ahlaksızlar, kirli işler çevirenler yani kısaca Allah'tan korkmayanlar, belki uyandırdığımız toplumdan korkarlar ümit ediyoruz.
 
KeşifA. Kadir Demircan a.kadirdemircan@hotmail.com  05366062730
Demircan’laDüşünce Sohbetleri
Sibel Keçici SorduDemircan Cevapladı
İnternet Cahilleriyle Mücadele
S. Keçici:
Kadir bey, çağımız internet çağı, bilim, bilgi ve teknoloji çağı. İnternette msn yi açtığımızda birçok internet cahili ve sapığıyla karşılaşıyoruz. Adeta interneti açtığımıza, kullandığımıza bizi pişman ediyorlar. Bu konuda bize neler önerebilirsiniz?
A.K.Demircan:
 Teşekkür ederim, çok güzel ve güncel bir soru. Ben bu konuda bir kampanya başlatalım istiyorum. İnternet Cahilleriyle Mücadele ve İnterneti Kullanalım Kampanyası.
        Ben buradan İnternet kullanıcılarına ve interneti kullanmayanlara sesleniyorum.
Allah’ın insanoğluna bahşettiği bu internet sizce ne işe yarar. Bütün sapıklar, psikopatlar, ahlaksızlar, hırsızlar, işi gücü olmayan cahiller, dolandırıcılar, internet fareleri ve bütün lüzumsuz adamların hepsi interneti kullanıyor. Sanki Allah’ın insanoğluna sunduğu bir nimeti olan internet teknolojisi bu kişilerin işine yaramış.
           Bana ne kadar mail gelmişse hepsini konusuna bakarak okumadan silip atıyorum. İslam kisvesi altında 25 kişiye gönder diye hurafe mailleri gönderen cahiller (bunların içerisinde üniversite mezunları da var maalesef) kontur ve arkadaşlık teklifi tuzakları, çıplak kadın fotoğrafları ve şeytani bir sürü şeyler.
         Allah sonumuzu hayır etsin. Ne olur şu interneti iyi insanlar, çalışkan, üretken, topluma faydalı insanlar da kullansın artık. Meydan sapıklara, cahillere bırakılmasın.
        Biz GönTAM, yani Gönen Tanıtım Araştırma İletişim Bilim ve Proje ve Rehberlik Merkezi olarak Onbir ayrı msn adresinden Allah hakkı için 11 ayrı hizmet projesi yürütüyoruz. Adreslere faydalı, hayırlı, eğitim, tanıtım, bilgi ve kültür amaçlı mesajlar yolluyoruz, teklifler, öneriler, formlar, önemli bilgiler, davetler atıyoruz. Kimseden geri hiçbir dönüş yok, yorum yok, tık yok. Yazıklar olsun bu topluma. Biz bitmişiz de haberimiz yok. Bu kadar boş, bu kadar duyarsız kişiliksiz bir toplum nasıl olur anlayamıyorum.   Ben şahsen bana gelen her önemli maili mutlaka cevaplandırıyorum. Bunu insana saygı için yapıyorum. Benim de zamanım yok, günde tam 17 saat çalışıyorum. Sabah 06.30- gece 11.30 a kadar çalışıyorum, ama bu bahane değil, buluyorum zaman.
        Buradan çağrım şudur. Ne olur iyi insanlara, çalışkan, üretken insanlara, amirlere, memurlara, başkanlara, patronlara, yazanlara, çizenlere sesleniyorum.   Zamanınız yok biliyorum, çok önemli insanlarsınız, önemli işler yapıyorsunuz onu da biliyorum ama ne olur şu internet teknolojisinden yararlanalım da bu teknolojiyi, tamamen cahil cühela ve sapıkların eline, tekeline bırakmayalım.
             Her interneti açışımda, karşıma bir cahil çıkıyor, tek kelimeyle, selam, kelam yok “ kimsin” “kimsin lan” “ beni neden ekledin”   gibi argo türünde sapıkça, cahilce sözler yazıyor, sorular soruyor. Ne tür cevap vereceğimi bilemiyorum. Kimsin diye soruyorlar, internet sapıkları gibi, gizli ve sahte isim kullanmadık ve kullanmıyoruz. Maillerimizde isim, resim hatta telefonumuz bile var. Bütün bunların olmasına rağmen hala bazı cahiller kimsin diye soruyorlar. Niçin ekledin diye soruyorlar. Yahu birisi beni kişisel msn sine eklemiş ise ben ondan gurur duyar teşekkür ederim, beni onurlandırır, öyle değil mi.
             İşte sizden, hepinizden, duyarlı insanlardan ricam, önerim, tavsiyem şudur ki; bu sapıklara dur diyelim, hadlerini bildirelim. İnterneti iyi işler ve amaçlar doğrultusunda kullanalım. Sapıklık veya cahillik yapanların msn lerini iptal edelim, silip atalım.   O sapıklar ve cahiller bizim zamanımızı almasınlar, çalmasınlar. Dünyaya bir kere geldik, bizim için zaman çok önemli bir sermaye. Cahillere ve sapıklara ayıracak bir saniyelik bile vaktimiz yok, olmamalı.
           Buradan internet sapıkları ve cahillerine dur diyelim, internetten mutlaka yararlanalım kampanyası başlatalım.
           Lütfen siz de; hayır, iyilik ve eğitim amaçlı bu kampanyamıza katılarak bu yazıyı, msn adresleri olan çevrenize iletin, mail atın.
           İşte bu yazı mailini atın, bu maili atmanızda toplum ve kamu menfaati vardır. Hayır, iyilik ve sevap vardır. Atmaz iseniz de hiçbir şey yoktur. Sadece bu hayır ve iyilikten, kamu sorumluluğundan mahrum olmuş olursunuz. Yani atmamanın günahı yoktur.
            Bu maili atanlardan, okuyanlardan, bu düşüncemizi paylaşanlardan ve bu kampanyamıza destek verenlerden Allah razı olsun diyorum.
 
Keşif Linklerini Tıklayarak Çarpıcı Yazı ve Sesli Düşünceleri İzleyebilirsiniz
Keşif Köşesi Video Yayın Programları Tıklayın İzleyin
A.Kadir DEMİRCAN Kimdir
              1964 yılında Balikesir’in Gönen ilçesinde dünyaya geldi.
Yazarlık hayatına 16 yaşında başladı. İlk kitabı “Mevzular ve Ayetler” 1994 de Ankara’da yayınlandı ve satış rekorları kırdı.  
             Gönen İmam Hatip Lisesi, Polis Okulu, Emniyet Genel Müdürlüğü ve TRT‘de 2 yıl, Fotoğrafçılık, Kamera, Film Kurgu, Yapım ve Yönetmen Yardımcılığı eğitimleri aldı.
            Demircan’ın asıl mesleği fotoğrafçılık olup; kitap yazarlığı ile birlikte; dergi, gazete, internet sitesi, radyosu ve internet televizyonları yayıncılığı ve yazarlığı, radyo - televizyon programları sunuculuğu ve yapımcılığı, televizyon filmi koordinatörlüğü ve oyunculuğu, reklâm, tanıtım, haber, belgesel filmleri sunuculuğu ve yapımcılığını görevlerini sürdürdü.
            Temel fotoğrafçılık ve genel olarak araştırma -   basın - yayın - iletişim –organizasyon - proje çalışmaları - bilim - halkla ilişkiler - tanıtım - reklâm ve pazarlama alanlarında aktif çalışmaları oldu.
           Dini - milli - sosyal -  kültürel - iletişim - şehir ve basın yayın içerikli konularda; araştırma - inceleme - derleme çalışmaları ve basılmış eserleriyle birlikte çeşitli süreli yayın organlarında 1800 ‘in üzerinde yayınlanmış makaleleri ile Türkiye ve dünya genelinde bir milyon’un üzerinde okuyucusu olduğu tahmin edilmektedir.
      Yirmi yıl boyunca, fotoğraf, kamera,  sinema - televizyon, iletişim, halkla ilişkiler ve basın yayın konularında verdiği ders ve kurslarda 550 ‘ün üzerinde asistan, öğrenci ve kursiyer yetiştirdi.                 
        Sinema televizyon ve kamera teknikleriyle ilgili iki kitabı iletişim fakültelerinde ders ve yardımcı ders kitabı olarak okutulmaktadır.
        İş hayatına 1984 yılında başlayan demircan, 1987 yılından beri çeşitli kamu kuruluşlarında memuriyet görevlerinde bulundu.
        Demircan; çalıştığı kamu kurumlarının basın yayın ünitelerinde, bakanlık basın yayın danışmanlığı, yönetmenlik görevleriyle beraber çeşitli teknik görevler üstlendi ve kamu adına yayınlanan çeşitli yayınları da çıkardı.
        Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan ve Türkiye Yazarlar Ansiklopedisinde de yer alan Demircan, sosyal, kültürel ve teknik alanlarda faaliyet gösteren gönüllü sivil toplum kuruluşlarında kuruculuk ve üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundu.
        30 adet  telif eser kitabı, dünya rekoru sayılan, haber belgesel reklâm türünde 800 adet televizyon programı, 20 adet CD albümü, 50.000 fotoğraflık kişisel fotoğraf albümü, 12 adet internet televizyonu, 1 adet internet radyosu, 20 adet video yayın sitesi, 200 adet internet sitesi, sesli, görüntülü yayın - yapım ve çeşitli konularda 200 ‘ün üzerinde çalışması ve projesi bulunmaktadır.
        Demircan; 2005 yılında Gönen’de GönTAM'ı kurdu, günlük 3.000 ziyaretçi potansiyeli olan www.gonengontam.gen.tr isimli İnternet sitesinin yayın ve yapım editörlüğünü, Keşif TV, Gönen TV, Kırsal TV, İslam TV, Türkiye İş TV, Gönen Haber TV, Tarım TV, Köy TV, Oya TV, Alaşar TV, GönTAM TV İnternet televizyon kanalları ile Radyo GönTAM ın kuruculuğunu, program yapımlarını ve yayın editörlüğünü gerçekleştirdi.
         2006 da yayınladığı Gönen Rehberi isimli kitabı Gönen ve ülke genelinde Gönen'in tanıtılmasında büyük faydalar sağladı ve herkesin temel başvuru kitabı oldu.
             Yazar 2006 yılından itibaren ulusal televizyon için hazırladığı proje olan “Keşif “ isimli Televizyon Haber Belgesel programının yapımlarını sürdürmekte olup, çekmiş olduğu programlar www.kesiftv.tr.gg isimli İnternet sitesi ve http://www.mogulus.com/kesiftv kanalından yayınlanmaktadır.
                “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olanıdır” hadisi şerifi ile “ulaşmak istediği bir hedefi olmayanlar çalışmaktan zevk almazlar” deyişinden hareket eden Demircan, iş hayatı boyunca belediye başkanlığı dahil, on’un üzerinde idarecilik, yöneticilik teklifi almasına rağmen hiçbirini kabul etmeyerek, aktif yazarlık, düşünce ve sivil toplum hayatını, özgür, bağımsız, bağlantısız, mütevazı ve müstakil yaşamı tercih etti.
        Başarılarını disiplinli, planlı ve programlı çalışmaya bağlayan Demircan; günde 17 saat çalışıyor.
      Temel hobileri; fotoğraf çekme, yazma, gezi, araştırma, inceleme, doğa yürüyüşü, proje üretme ve halkla ilişkiler olan Demircan’ın; en büyük şikâyetleri arasında da; halkın duyarsız, bilgiye kapalı, meraksız, ilgisiz, fesat tavırları geliyor ve demircan kalabalıklar içerişsinde yapa yalnız olduğunu belirtiyor.
       Demircan; iş, kültür sanat, düşünce, memuriyet hayatı ve gönüllü sivil toplum çalışmaları boyunca, başarılı hizmetlerinden ve aktif kişiliğinden dolayı, siyasiler ile kişi ve kurumların çeşitli türlerde baskılarına ve sıkıntılara maruz kaldı.
          Demircan 2001 yılından beri Balıkesir’in şirin ilçesi Gönen’de yaşamaktadır.
A Kadir Demircan’ın Tüm Kitapları
(İnternette Yayında Olanlar)
Gönen İğne Oyacılığı
(İnternette Yayında Olmayanlar)
Araştırma Yazıları.
Sırat Cep Rehberi
Fotoğrafçılık Kamera Televizyon Film Yapım Yönetim.
Gönen Telefon Rehberi
Gönen’de Tarihi ve Kültürel Mekânlarımız
Gönen’li Olmak. 
Her Halimize Şükür.
İyi İnsan Nasıl Olmalı.
Sıra dışı İnsan Olmak
Kötülere Mektuplar
Fotoğraflarla Sohbet. 
Tefekkürnameler.
Ölüm Güzel Şey.
Temel ve Dijital Fotoğrafçılık
İnternet Televizyonları
                                 www.gonengontam.gen.tr
1.Keşif TV             www.mogulus.com/kesiftv
2.Gönen TV          www.mogulus.com/gonentv
3.Oya TV              www.mogulus.com/oyatv
4.Türkiye İş TV     www.mogulus.com/turkiyeistv
5.Tarım TV           www.mogulus.com/tarimtv
6.Köy TV               www.mogulus.com/koytv
7.İslam TV            www.mogulus.com/islamitv
8.Kırsal TV            www.mogulus.com/kirsaltv
9.Komedi TV        www.mogulus.com/komikfilm
10.GönTAM TV    www.mogulus.com/gontamtv
11.Gönen Haber TV www.mogulus.com/gonenhabertv
12.Alaşar Köyü TV www.mogulus.com/alasarkoyu
13.Marmara İş TV www.mogulus.com/marmaraistv
A Kadir Demircan   İletişim Bilgileri:
 Cep: 05366062730    Ev 0266.7726606   GönTAM 0266.7626793
Adres:Akçaali Mah. 20 Sk Karatan İş Merkezi No:3 Gönen Balıkesir
Yabancı Dil Çeviri  
   
Reklam  
   
Güney Marmara Gönen Balikesir Haber TV  
  HER PAZARTESİ KESİF TV KACKAR TV 1800 DE YILDIZ TV DE 2200 SAKIN KACIRMAYIN  
Fotograf Albümü  
 

 
Haber Özetleri  
  ->
Bulgaristan Kadın Dolandırıcı Çetesini Teşhir Ettik. Gönen'i Dilendiler Bastı. Seganalli Mustafa Sabu GönTAM da. Keşif Programları Kaçkar ve Yıldız TV de yayında. Keşif Radyo Venüste Cuma 14.00 da Canlı.
 
Ziyaretçilerimiz  
 



TEL 0266 762 67 93
0536 606 27 30

 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=